Categorized | Kuran-ı Kerim

Yüce Yaratıcıya İman

Allah’a –yüce bir varlık- iman, hemen hemen bütün dinlerin temel konusudur. Aynı zamanda insanın felahı kazanabilmesi için Kur’an’ın şart koyduğu esasların ilkidir. Bu inancın bulunmadığı hiçbir sistem din olarak kabul edilmemektedir. Çünkü, Yüce Allah’a inanç olmayınca, diğer bütün inançlar boşlukta kalmaktadır. Her şeyi yaratan, hiçbir eksiği bulunmayan bir varlığa inanmayan bir kişiden, ahirete, kitaplara, meleklere ve peygamberlere iman gibi diğer inanç esaslarına inanması beklenemez. Ama her şeyi yaratıp düzenleyen, yöneten ve denetleyen yüce bir varlığa inanan kişi, eğer tebliğ edilmişse, O’nun peygamberlerine, kitaplarına ve meleklerine de inanır. Dolayısıyla bütün inançlar, Allah’a imana bağlıdır. Şayet kişide, bu iman yoksa diğer inanç esasları da bulunmaz.[1]

Kur’an’a bakıldığında Yüce Allah’a imanın en fazla ele alınan konulardan biri olduğu görülmektedir. Allah inancından, inanç ayetlerinde hemen hemen ortak bir esas gibi bahsedilmektedir.

Kur’an’da, Yüce Allah’ı Rab kabul edipte, doğru ve iyi işler yapanların korku ve üzüntüden kurtulacakları bildirilmektedir. Böyle bir kurtuluş, inanç ve amel o insanların aynı zamanda felah ve mutluluğunun da göstergesidir. Bu bağlamda inanış ve sonuç Kur’an’da, şu şekilde ifade edilmektedir:

“Rabbimiz Allah’tır deyip de dosdoğru yaşayanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. O kimseler, cennet ehlidirler ve yapmakta olduklarına karşılık orada ebedi kalacaklardır.”[2]

Kur’an’da, birçok yerde, “Allah’a ve ahiret gününe”[3], “Allah’a ve indirilenlere”[4] ve “Allah’a ve elçiye”[5] imana temas edilmektedir.

İnsanın düşünerek, Allah inancına ulaşabileceğini ifade eden birçok ayet vardır. Yüce Allah, bu inanca sahip olabilmesi için insanın, ilk olarak yaratılışını düşünmesini istemektedir. Kur’an’da, bu konu şu şekilde işlenmektedir:

“İnsan neden yaratıldığına bir baksın! Atılan bir sudan yaratıldı. O su, sırt ile göğüs kafesi arasından çıkar. İşte Allah, başlangıçta bu şekilde yarattığı insanı tekrar yaratmaya da kadirdir.”[6]

Bir başka yerde;

“İnsanlar devenin nasıl yaratıldığı, göğün nasıl yükseltildiği, dağların nasıl dikildiği ve yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı? O halde (Resulüm), öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin. Ancak yüz çevirip de inkar edene gelince, işte öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır. Şüphesiz onların dönüşü sadece bizedir. Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.”[7]

Öte yandan, Hz. İbrahim’in evreni düşünerek yaratıcıya inanmasını haber veren ayetleri[8] ve yine düşünüp ibret almaya çağıran bütün ayetleri, Allah inancına ulaşmayı gösteren ayetler içerisinde değerlendirebiliriz.

Allah’a iman kadar, bu imanın nasıl olması gerektiği de çok önemlidir. Allah’a inanmak, tek başına yeterli değildir. O’na layıkıyla inanmak gerekir. Yeterli olsaydı, müşriklere müşrik değil, mümin dememiz icap ederdi. Allah’a iman, Allah’a yaraşır bir iman olmalıdır. Bu imanın en büyük şartı, Allah’a ait bir niteliği O’ndan başka kimseye yakıştırmamaktır. Bu kimse ister peygamber, ister veli, isterse aziz olsun. Çünkü yalnız Allah, Allah’tır. O’nun eşi ve benzeri yoktur.[9] Bu bağlamda Kur’an, Allah’a nasıl iman edilmesi gerektiğini şöyle açıklamıştır:

“Müminler ancak Allah’a ve Resulüne iman eden, ondan sonra da asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.”[10]

Söz konusu bu ayette, gerçek imanla şüphenin asla bir arada bulunamayacağı ifade edilmektedir. İmanın gönüle yerleşmesi, oradan şüphenin gitmesine bağlıdır. Bize bakan yönüyle bu ayetin çok dikkat çekici tarafları söz konusudur. Şüphe, günümüz insanını kolayca etkisi altına alabilmektedir. Durum böyle olunca da, nefis insanı adeta ele geçirmekte ve kendine kul etmektedir. Bu sebeple Yüce Allah, meseleye dikkatleri çekmekte ve inanan bir mü’minin gönlünde şüpheye asla yer olmaz buyurmaktadır. Gerçek mü’mini, saf bir imana sahip olarak tarif etmektedir.

Kur’an, aslında bu ayetiyle nasıl bir mü’min şahsiyetinin yetiştirilmesi gerektiği üzerinde durmaktadır. Böylece, din eğitimcilerinin hareket alanını belirlemiş ve amacını da tayin etmiş olmaktadır. Şüphesiz sağlam iman ancak, doğruluk, temizlik, fedakarlık ve sadakat gibi değerlerin yerleştiği bir şahsiyette bulunmaktadır. Din eğitimcilerinin amacı, zor olsa da işte böyle şahsiyetler yetiştirmek olacaktır.

Yüce Allah’a iman konusuyla ilgili olarak, O’nun birliği ve birtakım özelliklerinden bahsetmek gerekirse: O her şeyi yaratandır, her şeye gücü yetendir, her şeyi bilendir, her şeyi görendir, her şeyi işitendir ve her şeyi koruyup gözetendir. O’nun başlangıcı olmadığı gibi sonu da olmayacaktır. Varlığı, bir başkası tarafından verilmiş de değildir, kendisindendir. O’nun eşi ve benzeri hiçbir şey yoktur ve hiçbir şey O’na denk değildir. Kur’an’ın Allah inancı, ihlas suresinde çok net bir şekilde şöyle anlatılmaktadır:

“De ki: Allah tektir. Varlığını sürdürmek için hiçbir şeye muhtaç değildir, herkes O’na muhtaçtır. O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey O’na denk değildir.”[11]

“İhlas suresi, tevhid inancının takdis/teklik ve tesbih yönünden dört temel ilkesini vermektedir. Yüce Allah’ın tek olması ve ihtiyaç sahibi olmaması takdisi; doğurmaması, doğurulmaması ve denginin olmaması tesbihi oluşturmaktadır.”[12] Yok olan bir şey, baki kalana asla denk olamayacağı gibi, O’nun bir benzeri de olamaz.

İhlas suresi, tevhid inancı eğitimidir. Böyle bir eğitim için, her şeyden önce Yüce Allah’ın tekliğini kabul etmek gerekmektedir. O’nun tek olduğunu kabullenmek, tevhid inancının ilk ve en önemli basamağını çıkmak ve eğitimini almak demektir. Tevhid inancı, aklın önemli bir faaliyetinin ürünüdür. Bu sebeple, Kur’an’ın eğitim anlayışında tevhid inancı ön plandadır.

Öte yandan, insanların bir gün ölecekleri, hatta kainattaki varlıkların yok olacağı hatırlatılarak, onların “ebedilik duygusu” eğitilmek istenmektedir. Bu bağlamda Yüce Allah, Kasas ve Rahman surelerinde konuyu şu şekilde ele almaktadır:

“O’ndan başka tanrı yoktur. O’nun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm O’nundur ve siz ancak O’na döndürüleceksiniz.”[13]

“Yeryüzünde bulunan her canlı fanidir. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinizin zatı baki kalacaktır. Şimdi Rabbinizin nimetlerinden hangisini inkar ederdiniz?”[14]

Bu ayetlerde, hiçbir varlığın ebedi olarak bu dünya da kalamayacağı, ebediliğin sadece Allah’a ait olduğu bildirilmektedir. Dolayısıyla, insanların birtakım hoş olmayan tutum ve davranışlarının nedenleri arasında, onların ölümü hatırlamamaları ve sanki bu dünyada ebedi kalacakları düşünceleri yatmaktadır. İşte, bu noktada eğitimcilere düşen görev, ebedilik duygusunun sadece yüce Allah’a ait olduğunu insanlığa öğretmeleridir. Dün bu işi peygamberler yapıyordu bugün din eğitimcileri yapmalıdırlar.

Bir başka yerde O’nun birliği şöyle dile getirilmiştir:

“Allah evlat edinmemiştir; O’nunla beraber hiçbir tanrı da yoktur…”[15]

Kur’an, burada şirkin bir çeşidinin değerlendirmesini yapmaktadır. “Allah çocuk edindi” şeklindeki şirk koşmalarına bir cevap verilmektedir. Bu cevaplar, bir anlamda, Kur’an’ın neden indirildiği sorusunun cevabı olmaktadır. İşte bu iniş ki, Allah ile beraber hiçbir tanrı olamayacağını öğretmek, şirkin ırmağının önüne bir bend çekme gerçeğini insanlara öğretmektir.

Yüce Allah’ın diğer bir niteliği de rahmet ve merhametli oluşudur. O’nun rahmeti, merhameti adeta her şeyi kaplamıştır. Kur’an’da, bu rahmet ve merhametinin kimlere yazılacağı da belirlenmiştir. Söz konusu ayet şu bağlamdadır:

“Bize, bu dünyada da iyilik yaz ahirette de. Şüphesiz biz sana döndük. Allah buyurdu ki: Kimi dilersem onu azabıma uğratırım; rahmetim ise her şeyi kuşatır. Onu, sakınanlar, zekatı verenler ve ayetlerimize inananlara yazacağım.”[16]

Ayete göre, bu rahmet ve merhameti kazananlar, takva denen ruh olgunluğuna ulaşmış olanlardır. Takva, insanın ruh olgunluğunu elde etmesi ve hatalardan sakınma eylemidir. İşte bu olgunluğa ulaşan, Yüce Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olan, kendini günahlardan koruyan kişi, takva dairesine girmiş ve O’nun rahmetinden istifade etmiş olmaktadır.

Neticede, Kur’an’ın temel konularından olan Allah’a iman, Kur’an’da çok yönlü bir şekilde anlatılmaktadır. Yüce Allah’a karşı görevini yapan, O’nun hakkında uygun olmayan tutum ve davranışlardan uzak olan her insan, ahirette felaha erecektir. Felahı elde etmede ilk ve en önemli şart, doğru bir Allah inancına sahip olmak ve bu inancın gereklerini samimiyetle yerine getirmektir.

NURULLAH DAĞ
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
İLAHİYAT FAKÜLTESİ
03.02.2011

[1] Bekir Topaloğlu, “Allah” md., DİA, 2/471-472.

[2] Ahkaf, 46/13-14; Fussilet, 41/30-33.

[3] Maide, 5/69.

[4] Bakara, 2/136.

[5] Hadid, 57/7.

[6] Tarık 86/5-8.

[7] Ğaşiye, 88/17-26.

[8] En’am, 6/74-83.

[9] Mustafa İslamoğlu, Alemlerin Rabbi Allah, Denge yay. İstanbul, 2006, 31.

[10] Hucurat, 49/15.

[11] İhlas, 112/1-4.

[12] Bayraktar Bayraklı, Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an Tefsiri, Bayraklı Yay., İstanbul. 2007, XXI, 449.

[13] Kasas, 28/88.

[14] Rahman, 55/26-28.

[15] Mü’minun, 23/91.

[16] A’raf, 7/156.


Bunlarada Gözatın

Bu Konuya Yorumunuzu Sizde Yapin

Facebook Grubumuza Katılın

Arşivler