Categorized | Kuran-ı Kerim

Namazla Yükseliş

İmandan sonra, insanı kurtuluşa götüren amelleri sıralarken Kur’an’ın namaza verdiği öncelikli önem ilk anda dikkati çekmektedir. Kur’an’da, felaha eren mü’minlerin vasıfları sıralanırken ilk olarak belirtilen özellikleri namaz kılmalarıdır. Kur’an, namazın önemine şu gibi ayetlerle dikkat çekmektedir:

“Gerçekten mü’minler felaha/kurtuluşa ermiştir. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler.”[1]

“Onlar, cennetlerde mücrimlerin durumları hakkında, kendi aralarında konuşurlar. Günahkarlara: Sizi cehenneme sürükleyen neydi diye sorulur. Onlar şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik.”[2]

“Ancak namazlarını devamlı kılanlar böyle değildir.”[3]

“İşte o kimse, peygamberin getirdiğini doğru kabul etmemiş ve namazda kılmamıştı.”[4]

Bu ayetler, kurtuluş ve mutluluğa giden yolu ortaya koyarken bu uğurda namazı çok belirgin bir şekilde ele almıştır. Bundan dolayı, kurtuluş sürecinde namazın önemi tartışmasızdır. Namaz, dünya ve ahirette kurtuluşu elde edenlerin hayatları esnasında sürekli devam ettikleri bir eylemdir. Kur’an’da, birçok yerde emredilen namazın, insanın dünya ve ahiret yaşantısında birçok olumlu etkileri şu şekilde dikkatlere sunulmuştur:

“Sana vahyedilen kitabı okuyup tebliğ et, namazı hakkıyla ifa et. Muhakkak ki namaz, ahlak dışı davranışlardan, meşru olmayan işlerden uzak tutar. Allah’ı namazla anmak, elbette en büyük fazilettir. Allah, bütün işlediklerinizi bilir.”[5]

“Söyle o iman etmiş kullarıma: Namazı gerektiği şekilde kılsınlar ve ne alış verişin ve nede dostluğun olmadığı gün gelmeden önce, gizli ve açık şekilde, kendilerine ihsan ettiğimiz rızıklardan, nimetlerden bağışta bulunsunlar.”[6]

Görüldüğü üzere, yukarıdaki ayetlerde imanın çok önemli olduğu ancak yeterli olmadığı ifade edilmektedir. Şöyle ki, imanın yanında üç şey ele alınmakta ve inanan insanlara neleri yapacakları öğretilmektedir.

Bu ayetler, namazın etkinliğini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Namaz, ahlakı ilgilendiren kötü fiillerden insanı alıkoyan bir etkinliğe sahiptir. Hz. Peygamber namazın ahlaki bağlamda etkinliğini şöyle anlatmaktadır: “Birinizin kapısı önünde bir nehir akar, o da orada günde beş defa yıkanacak olursa, size göre o kimsenin üzerinde kir ve pastan bir eser kalır mı?” diye sorunca ashab: “Üzerinde kir ve pastan bir şey kalmaz” diye cevap verdi. Buna karşılık Hz. Peygamber de: “İşte beş vakit namazın durumu da böyledir. Allah onlar vasıtasıyla günahları siler” buyurdular.[7]

Namaz ahlakın, infak da toplumun can damarıdır. Namaz, ne kadarda ferdi bir ibadet gibi görünse bile, toplumun ahlakını ilgilendirmektedir. İnfak da topluma yönelik yapılan bir faaliyeti içermekte, ancak Allah emrettiği için ibadet hükmüne geçmektedir. Çünkü ibadet, kamu yararına ve insanların daima istifade edebileceği bir şeye infakta bulunmaktır. İşte, buda şunu gösteriyor ki, iman ve amel bütünlüğünü sağlamak insanın kurtuluş yolunda mutlaka elde etmesi gereken çalışmaları olmalıdır.

Öte yandan, mü’minun suresinde mü’minlerin öne çıkan özellikleri çok veciz bir şekilde ele alınmaktadır. Ancak, burada dikkati çekmek istediğimiz nokta, inananların ilk özelliğinin namaz kılmaları olduğudur. Kurtuluşla bağlantısını kuracağımız bu ayetler grubu surenin girişinde şöyle ifade edilmektedir:

1. “Muhakkak ki mü’minler, mutluluk ve başarıya erdiler.

2. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler;

3. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler;

4. Onlar ki, zekatı verirler;

5. Ve onlar ki, iffetlerini korurlar;

6. Ancak, eşleri ve ellerinin sahip oldukları hariç. Bunlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.

7. Ama, ötesine gitmek isteyen olursa, işte onlar haddi aşanlardır.

8. Ve onlar ki, emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler.

9. Onlar ki namazlarının üzerine muhafızlık ederler

10. İşte, asıl bunlar varis olacaklardır;

11. Firdevs’e varis olan bu kimseler, orada ebedi kalıcıdırlar.”

(Mü’minun 1-11)

Görüldüğü üzere, mü’minun suresi bir sistem meydana getirmektedir. Kurtuluşu hangi amel ve davranışların meydana getirdiğine ve sonuçların kaynağında insanın beyni, gönlü, nefsi ve eylemlerinin olduğuna dikkat çekilmektedir. Giriş ile sonuç arasını birtakım ameller ve değerler doldurmaktadır. İşte bu amel ve değerlerin en önemlisinin namaz olduğu hemen surenin girişinde ifade edilmektedir.

Öte yandan, kurtuluşla başlayan bu ayetler grubunun sonunda dünya ve ahrette elde edilecek ödüle temas edilmektedir. Yüce Allah, insana bir eylem yaptırmak ve onu bazı şeyleri yapmaya teşvik etmek için ortaya ödül koymaktadır. Ödül bir bakıma insanı motive etmekte ve onun doğasına uygun düşmektedir. Çünkü, insana karşılıksız bir iş yaptırmak çok zordur. Yüce Allah’ın bu ödül metodunu bir eğitim ilkesi olarak ele almak gerekmektedir. Buradan, kaliteli bir eğitim için ödüllendirme şarttır ilkesini çıkarabiliriz.

Gerek kurtuluşla doğrudan ilişkilendirilmesi gerekse birçok ayette emredilmesi itibariyle namaz, İslam’ın en temel rükünlerinden biridir. Her şeyden önce İslam’ın en belirgin ritüellerindendir. Kur’an’da yerine getirilmesi ısrarla istenilen ibadetlerin başında namaz gelmektedir. Namaz, mü’minlerin günün belli vakitlerinde bazı şekli esasları da yerine getirerek gerçekleştirdikleri Allah’ı anma, O’na ibadet etme eylemlerinden biridir. Pek çok unsuru içinde barındıran bu ibadet şekli mü’minlerin en ayırıcı vasıflarındandır. Kur’an’da bu önemli vasfın doğru bir şekilde ifa edilmesi ve mü’minlerin üzerindeki hakkı şöyle dile getirilmektedir:

“Namazı dosdoğru kılın; çünkü, namaz mü’minler üzerinde vakitleri belli bir farzdır.”[8]

Arapça’da sözlük anlamı itibariyle salat kelimesi “dua etmek, yalvarmak, övmek, tazim etmek” anlamlarına gelmektedir. Terim olarak da belli vakti ve kıyam, ruku, secde gibi belli biçimleri olan bir ibadeti ifade etmektedir. Kur’an’da hem sözlük anlamıyla hem de terim anlamıyla şu şekilde kullanılmaktadır:

“Göklerde ve yerdeki kimselerin, sıra sıra uçan kuşların Allah’ı yücelttiğini görmedin mi? Hepsi salatını/duasını ve yüceltmesini bilmiştir. Allah, onların yaptıklarını bilir.”[9] Bu ayette salat, sözlük anlamıyla kullanılmıştır.

“Salatı/Namazı bitirdiğiniz zaman ayaktayken, otururken ve yanlarınız üzere yatarken Allah’ı anın. Güvene kavuştuğunuz zaman salatı dosdoğru yerine getirin. Kuşkusuz ki salat, inananlar üzerine vakitleri belirlenmiş bir yazıdır.”[10] Bu ayette ise salat, terim anlamıyla kullanılmaktadır.

Ayrıca, hem sözlük hem terim anlamıyla şu şekilde kullanıldığı görülmektedir:

“Ey iman edenler! Sabırla ve salatla yardım dileyin. Kuşkusuz ki, Allah, sabredenlerle beraberdir.”[11] Görüldüğü üzere, sözlük anlamıyla “dua ederek” ve terim anlamıyla “namaz kılarak” biçiminde her iki anlama uygun yorum yapılabilir.

Namaz, kişinin, Allah’a karşı olan sevgi, saygı ve kulluğunu ifade etmektedir. İnsanın kötülüklerden uzaklaşıp iyiliklere ulaşmasına ve takvaya ermesine vesile olan ibadetlerdendir. Namazın öneminden ve bilinçli olarak yerine getirilmesi gerektiğinden dolayı namaz için ön hazırlık olarak abdest istenmiştir. Başka ibadetlerde böyle bir ön hazırlık bulunmamaktadır. Abdest yalnızca namaz için şart koşulmuştur. Kur’an’da, bu mesele şöyle ifade edilmektedir:

“Ey inananlar! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarınızı da. Eğer cinsel ilişkide bulunmuşsanız iyice temizlenin. Hasta ya da yolculukta iseniz veya sizden biriniz tuvaletten gelmişse yahut kadınlarla cinsel ilişkide bulunmuşsanız ve su bulamamışsanız temiz bir toprağa yönelip yüzlerinizi ve ellerinizi ondan sürün. Allah, size zorluk çıkarmak istemiyor. Ancak, belki şükredersiniz diye sizi temizlemek ve size nimetini tamamlamak istiyor.”[12]

Bu ayete göre, abdestin temizlik yönü bulunmakla birlikte namaza hazırlık yönü daha ağır basmaktadır. Çünkü, su bulunmadığı zaman temiz toprağın ellere ve yüzlere sürülmesi temizlik sağlamaz, hatta kirletebilir. Bu durum göz önünde bulundurularak namaza abdest alarak maddi hazırlık yapmanın, Allah’a olan ibadet bilincini, zihinsel ve ruhsal hazırlık yapmayı da gerektirdiği sonucunu çıkarabiliriz.

Hz. Muhammed’den gelen rivayetlerde de namazın felaha kavuşmaya vesile olacak ibadetlerden bir olduğu bildirilmiştir. Ebu Hüreyre’den rivayetle Resulullah (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü, kişinin hesaba çekileceği ilk ameli namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa o kul kazanmış ve felaha ermiştir. Eğer namazı bozuk olursa o kul kaybetmiş ve hüsrana uğramıştır. Eğer farzında eksiklik olursa yüce Allah şöyle der: ‘Bakın, kulumun nafilesi var mı?’. Eğer nafilesi varsa, farzdan eksik olanlar o nafile ile tamamlanır. Sonra, diğer amelleri de bu şekilde hesaptan geçirilir.”[13] Diğer yandan, Hz. Muhammed’e sorulan yüce Allah’ın en çok sevdiği amel hangisidir sorusuna da “Vakti gelince kılınan namazdır”[14] ve “Namaz gözümüzün nurudur”[15] şeklindeki ifadeleri de bu önemin Hz. Peygamber tarafından mü’minlere bildirildiğini gösteriyor.

İnsanlık tarihine bakıldığında en ilkel olarak tanımlanan insanlarda bile tapınma duygusunun ve bu duygunun tezahürü olarak belli tapınma şekillerinin var olduğu kabul edilmektedir. Demek ki, insanoğlunun fıtratına, aşkın bir varlığı kabullenişin bedenen ifadesi yerleştirilmiştir. Namaz da tevhidi dinlerin en bariz ibadet şeklidir.

NURULLAH DAĞ
İSTANBUL/Çamlıca
04.12.2009

[1] Mü’minun, 23/1, 2.

[2] Müddessir, 74/40-43.

[3] Me’aric, 70/22-23.

[4] Kıyamet, 75/31.

[5] Ankebut, 29/45.

[6] İbrahim, 14/31.

[7] Tirmizi, Edeb, 80; Müslim, Mesacid, 283-284; Buhari, Mevakit, 6; Nesai, Salat, 7.

[8] Nisa, 4/103.

[9] Nur, 24/41.

[10] Nisa, 4/103.

[11] Bakara, 2/153.

[12] Maide, 5/6.

[13] Tirmiz, Salat 305; Nesai, Salat 9.

[14] Buhari, Mevakitü’s Salat, 6.

[15] Nesai, Sehv, 62.


Bunlarada Gözatın

Bu Konuya Yorumunuzu Sizde Yapin

Facebook Grubumuza Katılın

Arşivler