5:24 pm - Pazartesi Aralık 15, 2014

Veda Hutbesinde Verilen Mesajlar

Pazartesi, 5 Aralık 2011, 11:05 | Hutbeler | 0 Comment | Read 73 Times
by admin

Veda Hutbesi Hz. Peygamber (sav)’in 114 bini bulan hacıya hitaben irad ettiği hutbe’dir.

Bu hutbeyi dinleyenlerin sayısının çok olması, gelen bu haberlerin doğruluk derecesini belirtmesi açısından önemlidir. Bu gibi haberlere mütevatir haber denir. Yanlış olması aklen mümkün değildir. Bu hutbede vazedilen her konu kutlu Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) tarafından söylenmiştir, bunda hiçbir şüphe yoktur. İçerik bakımından da, dünya ve ahiret hayatına dair yapılması gerekenleri bildirdiğinden dinin bir özetini oluşturmaktadır.

Hz. Peygamber (sav) bu son hutbesinde, bundan sonra bir daha haccedemeyeceğini bildirip vefatının yaklaştığını ima ettiği, sonraki gelen günler de O’nun (sav) bu sözlerini doğruladığı için bu hacca “Veda Haccı”, bu hac esnasında irad ettiği hutbeye de “Veda Hutbesi” adı verilmiştir.

Veda Hutbesi her ne kadar tek bir hutbe imiş gibi kabul edilmekteyse de, gerçekte bu hutbe, Arafat’ta, Mina’da ve bir gün sonra yine Mina’da olmak üzere arefe günü ile bayramın 1. ve 2. günlerinde parça parça irad edilmiştir. Değişik yer ve zamanda irad buyurulduğu için de hutbe, birçok kişi tarafından birbirinden farklı şekillerde rivayet edilmiş; kişinin ya da gurubun duyduğunu başkaları işitmediğinden, hutbenin tamamının bir araya toplanmasında bu farklı rivayetlerden yararlanılmış ve daha sonraki yıllarda bu üç aynı yer ve zamanda buyurulan hutbe tek bir hutbe olarak bir araya getirilmiştir. Hz. Peygamber (sav)’ın bu son haccından bir yıl önce nazil olan Tevbe suresinde, “Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Yoksulluktan korkarsanız, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir.” (Tevbe Suresi, 28), müşriklerin pis olduğu ve bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmamaları emredildiği için, Veda Haccı’nda Mekke’de sadece Müslümanlar vardı. Hutbeyi de yalnızca Müslümanlar dinlemişti. (Böylelikle müşriklerin bu hutbeye yalan katmaları da önlenmiş oldu.). Zaten Mekke’nin fethinden sonra müşriklerin sayısı parmakla sayılacak kadar azalmıştı. Hz. Peygamber (sav), Mekke’den kendisiyle birlikte yola çıkan 100 bin civarındaki ashabıyla Mekke’ye haccetmek için geldiklerinde bir yıl önceki ikaz sebebiyle Mekke’de müşrik kalmamıştı, çoğunluk Müslüman olurken Mekke’yi terkedenler de vardı. Hz. Peygamber (sav), haccın bütün erkanını bizzat kendisi yaparak Müslümanlara öğretmiş, İslam’ın Hac konusundaki emirleri de böylece tamamlanmıştı. İslam’ın tamamlandığını bildiren bazı ayetler de bu Veda Haccı’nda nazil oldu.

Cahiliye döneminde dışarıdan gelen hacılar Arafat’ta vakfeye dururken, Kureyş eşrafı diğer insanlardan üstün olduklarını belli edercesine Arafat yerine Müzdelife’de vakfeye dururlardı. Hz. Peygamber (sav), cahiliye döneminin bu sınıf üstünlüğüne dayalı adetini ortadan kaldırdı ve bütün hacılar gibi Arafat’ta vakfeye durdu. Hz. Peygamber (sav)’e orada bu dinin tamamlandığı şu ayet-i kerimeyle müjdelendi :

Bugün inkara sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçip-beğendim… (Maide Suresi, 3)

Dinin kemale erdirilmesine bütün Müslümanlar sevinirken yalnızca Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer, bunun Hz. Peygamber (sav)’in vefatının yaklaştığına delalet ettiğini anlamışlardı ve gözlerinden yaşlar akmıştı. Gerçekten de bundan sonra Hz. Peygamber (sav), 82 gün yaşamış ve vefat etmiştir.

Devesi Kusva’nın sırtında olduğu halde Hz. Peygamber (sav), Arafat’ta şu hutbeyi irad etti:

“Ey insanlar!
Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha buluşamayacağım. Ey insanlar; bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz nasıl mukaddes bir şehir ise; canlarınız, mallarınız, ırzlarınız da öyle mukaddestir, her türlü saldırıdan emindir.

Ashabım!
Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalaletlere dönüp birbirinizin boynunu vurmayınız. Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin. Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da işitenlerden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.

Ey ashabım!
Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine vesin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermek gerekir. Ne zulmediniz ve ne de zulme uğrayınız. Allah’ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin adet’in her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmuttalip oğlu (amcam) Abbas’ın faizidir.

Ashabım!
Cahiliye döneminde güdülen kan davaları da tamamen ortadan kaldırılmıştır. İlk kaldırdığım kan davası da Abdulmuttalib’in torunu (yeğenim) Rebia’nın kan davasıdır.

Ey insanlar!
Bugün şeytan şu topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat gücünü kaybetmiştir. Fakat bu kaldırdığım şeyler haricinde küçük gördüğünüz işlerde de ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan sakınınız.

Ey insanlar!
Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız. Ve onların namuslarını ve ismetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; aile şerefinizi korumaları ve evlerinizi sizin hoşlanmadığınız hiç kimseye açmamaları, çiğnetmemeleridir. Eğer onlar razı olmadığınız herhangi bir kimseyi evinize alırlarsa onları hafif bir şekilde dövebilir, azarlayabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları; örfe göre her türlü giyim ve yiyeceklerini temin etmenizdir.

Ey müminler!
Size bir emanet bırakıyorum ki siz ona sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiçbir zaman şaşırmazsınız. O emanet Allah’ın kitabı Kur’andır.

Ey müminler!
Sözümü iyi dinleyiniz ve muhafaza ediniz. Müslüman Müslümanın kardeşidir ve bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz, başkasına helal değildir. Ancak gönül hoşluğuyla verilen başka. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

Ey insanlar!
Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Varis için vasiyete gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zinakar için mahrumiyet cezası vardır. Babasından başkasına nesep iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına uymaya kalkan nankör, Allah’ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanların düşmanlığına uğrasın. Cenab-ı Hak bu insanların ne tevbelerini ne de şehadetlerini kabul eder.”

Resulullah (sav) sözlerinin burasında dinleyenlere sordu:

“Ey insanlar!
Yarın beni sizden soracaklar. Ne dersiniz?”
Ashab-ı Kiram cevap verdi:
“Allah’ın risaletini tebliğ ettin; görevini yerine getirdin, bize vasiyet ve nasihatte bulundun diye şehadet ederiz.”
Resulullah (sav)şehadet parmağını göğe kaldırarak üç kez:
“Ya Rab şahid ol! Ya Rab şahid ol! Ya Rab şahid ol!” buyurarak Arafat’taki hutbesini bitirdi.

Resulullah (sav), güneş batıncaya kadar vakfede durdu. Tam buradan inmeye karar vereceği bir anda yukarıda zikredilen Maide Suresi’nin 3. ayeti nazil oldu. Daha sonra devesine binen Resulullah (sav) yavaş adımlarla Arafat’tan inerek Müzdelife’ye geldi. Burada bir ezan ve iki kamet ile akşam ve yatsı namazlarını birleştirerek kıldı. Ve istirahate çekildi. Sabah olunca cemaatle birlikte sabah namazını kıldı ve ortalık iyice ağardıktan sonra Müzdelife’den Cemretü’l Akabe mevkiine geldi. Şeytan taşlamadan sonra Mina’ya geçen Resulullah (sav) burada da Veda Hutbesi’nin diğer bölümünü irad etti. Allah’a hamdü senadan sonra devamla :

“Ey insanlar!
Sizi Allah’ın kitabına bağlayan Peygamberiniz (sav)’in sözlerini iyi dinleyiniz, ona itaat ediniz. Hac ibadetinizin bütün hareketlerini benden gördüğünüz gibi ifa ediniz. Öyle sanıyorum ki, ben bu seneden sonra bir daha haccedemem.”

Resulullah (sav), bundan sonra halka sorulu cevaplı sürdürdüğü hutbesini :

“Ey insanlar!
Ayların yerini değiştirerek geri bırakmak inkarda aşırı gitmektir. Kafirler böyle yapmakla doğru yoldan saptılar. Allah’ın haram kıldığı ayların sayısını uygun yapmak için, bir yıl haram ayını helal, diğer yıl onu haram sayarlar. Böylece Allah’ın haram kıldığını helal kabul ederler. Zaman Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı gibi aynı duruma döndü. Allah’ın Katında aylar on ikidir. Bunların dördü mukaddes (haram) aylardır ki üçü arka arkaya gelen Zilkade, Zilhicce ve Muharrem, dördüncüsü de Cemaziyelahir ile Şaban’ın arasındaki Recep’tir. Ey mü’minler! Bu ay hangi aydır?

-Allah ve Resulü daha iyi bilir.
-Zilhicce ayı değil midir?
-Evet, Zilhicce’dir.
-Bu içinde bulunduğumuz belde hangi beldedir?
-Allah ve Resulü daha iyi bilir.
-Mekke şehri değilmidir?
-Evet Mekke’dir.
-Bugün hangi gündür?
-Allah ve Resulü daha iyi bilir.
-Yevmünahr’dır. (kurban kesme günü) değilmidir?
-Evet Yevmünahr’dır.”

Bu diyalogdan sonra Resulullah (sav) sahabelere dönerek:
“Şu halde iyi biliniz ki; bu şehrinizde, bu beldenizde, bu gününüzün mukaddes (haram) olduğu gibi birbirinize kanlarınızı dökmek, mallarınızı haksız yere almak, namuslarınızı kirletmek de haramdır, her türlü saldırıdan masumdur. Muhakkak ki siz Rabbinize kavuşacaksınız, o zaman bütün bu işlerden sorulacaksınız.

Ey insanlar!
Aklınızı başınıza alında benden sonra birbirinizin boynunu vuracak şekilde dalalete, vahşete düşerek cahiliye devrine dönmeyin.

Ey insanlar!
Bu nasihatlerime kulak verip bunları burada hazır bulunanlarınız bulunmayanlara tebliğ etsin. Olabilir ki, kendisine tebliğ edilen kimse burada bulunup işiten bir kısım kimseden daha iyi anlayıp bellemiş olur. Ardından Resulullah (sav) iki kez:

-“Tebliğ ettim mi?” buyurdu.
-Sahabiler:
-“Evet ettin”, deyince Resulullah (sav);
-“Şahit ol Ya Rab!” dedi ve tekrar hatırlattı:
Burada bulunanlar bulunmayanlara tebliğ etsin.”

Resulullah (sav), Mina’daki bu hutbesinden sonra kurban kesim yerine gelerek önceden hazırlanan develeri kurban etti. Bir kısmını da Hz. Ali (k.v) kestikten sonra her deveden birer parça et alınarak pişirilip yenildi. Daha sonra traş olan Resulullah (sav), ihramdan çıktı ve Kabe’yi tavaf etti. Öğle namazını da orada kıldıktan sonra Zemzem suyunun yanına gitti ve kendisine sunulan bir bardak suyu içtikten sonra tekrar Mina’ya döndü. Resulullah (sav) Mina’da geçirdiği teşrik günlerinde şeytan taşlama görevini yerine getirmiş, bu arada çevresinde bulunan insanlara hutbeler irad buyurmuştu.

“Allah’ın yardımı ve fetih geldiği ve insanların dalga dalga Allah’ın dinine girdiklerini gördüğün zaman Rabbini överek tesbih et. O’ndan mağfiret dile, çünkü O tevbeleri çok kabul edendir.” (Nasr Suresi, 1-3) mealindeki Nasr Suresi’nin nazil olduğunu duyan Müslümanlara, hem yeni nazil olan bu sureyi okumuş hem de kendilerine nasihat ettiği hutbelerinden birini irad buyurmuştur. Bu hutbesinde de yine Müslümanların mal, can, namus emniyetinden bahseden Resulullah (sav) insan haklarının temelini oluşturan bu üç hakkı tekrar tekrar ümmetine hatırlatmıştı. Değişik yer ve zamanlarda irad edilen bu hutbeler, tek bir şekilde bütünleştirilmiştir.

Hutbedeki önemli ve anlaşılması zor cümlelerden biri:

“Vah size! Benden sonra dönüp birbirinizin boyunlarını vuran kafirler olmayın.” dedi.

Bu rivayet, Resulullah (sav)’ın Veda Haccı sırasında yaptığı konuşmalardan birini aksettirmektedir. Ahir zamanda çıkıp dini tahrib edecek ve insanlığa büyük zarar verecek olan şahıslardan biri hakkında, Resulullah (sav), Veda Haccı gibi büyük bir kalabalığın bir araya geldiği ortamda bilgi vermektedir.

Hadisin sonunda ifade edilen, “Benden sonra dönüp birbirinizin boyunlarını vuran kafirler olmayın” cümlesinden, Nevevi’nin kaydına göre, yedi farklı hüküm çıkartılmıştır.

Müslümanın kanını haksız yere helal addeden Müslüman, kafir olur.

Bundan maksad nimet ve İslam’ın hakkına karşı nankörlüktür. Kadr-u kiymet bilmemektir.

Bu hal (mü’minin mü’mini öldürmesi) küfre yakın bir ameldir ve küfre götürür.

Bu kafirlerinkine benzer bir fiildir. Çünkü normalde mü’mini kafirden başkası öldüremez.

Bundan murad küfrün hakikatidir, yani manası şöyledir: Sakın küfre dönmeyin, Müslüman olmaya devam edin!

Bu manayı Hattabi ve başkaları hikaye etmişlerdir: Buradaki ‘kafirler’den maksat, silah kuşananlardır. Araplar, “tekefferer reculü bi silahihi” derler. Yani silahını kuşandı. “Kuşandı” kelimesini tekeffür etti diyerek, küfr kökünden bir kelime kullanarak ifade ederler. El-Ezheri, Tehzibü’l-Lüga adlı kitabında silah kuşanan, silah taşıyan manasına kafir kelimesini kullanmıştır.

Hattabi de şu manayı anlamıştır: “Birbirinizi tekfir etmeyin (kafirlikle suçlamayın), sonra birbirinizi öldürmeyi helal addedersiniz.”

Nevevi bu açıklamalardan sonra sözünü şöyle noktalar: “Bunlardan en muvafık olanı dördüncü maddede söylenendir. Kadı Iyaz (rahimehumullah) da bunu tercih etmiştir.”

Veda Hutbesi birçok yönden ehemmiyet taşır:

Herşeyden önce Hz. Peygamber (sav)’in hayatının sonlarında irad edilmiştir. Malum olduğu üzere Veda Haccı Hicret’in 10. yılında cereyan etmiştir. Hz. Peygamber (sav) ömrünün son aylarını yaşamaktadır ve birkaç ay sonra vefat edecektir. “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak Müslümanlığı beğenip seçtim ve ondan razı oldum” (Maide Suresi, 3) mealindeki ayet de bu hac sırasında nazil olmuştur.

Hutbe muhteva olarak çok ehemmiyetlidir. Çünkü ciddi meselelere temas etmekte, o güne kadar ele alınmamış olan birçok cahili tatbikata son verilmektedir. Kan davasının, faizin kesinlikle kaldırılması, karı-koca arasındaki hukukun açığa kavuşturulması, hac kaidelerinin tesbiti gibi konuların hepsine bu hutbede yer verilir. Günümüz müelliflerinden bazıları Veda Hutbesi’ni İslam’ın “insan hakları” veya “kadın hakları” beyannamesi olarak değerlendirir. Gerçekten de insanların “mal, can, ırz” dokunulmazlığının te’yidi (kayıt altına almak, garanti etmek) tarihte ilk defa cereyan eden bir hadisedir. 20. asırda Birleşmiş Milletler’ce benimsenen insan hakları beyannamesi şüphesiz çok daha fazla teferruata yer veriyor. Ancak, onlar hep kağıt üzerinde kalmıştır. Burada ise alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (sav)’in tebliği olarak vicdanlara, ruhlara, akıl ve fikirlere nakşolma söz konusudur.

İnsanlık, Müslümanların en güçlü ve gösterişli olduğu devirlerde bile, dili, dini, rengi ne olursa olsun İslam topraklarında kanından, malından, ırzından emin olmuş hürriyet içinde yaşamıştır.

İnsan hakları anlayışı tarih boyunca yavaş yavaş gelişmiş olmakla birlikte en mütekamil şekliyle İslam’la gerçekleşmiştir. Hz. Peygamber (sav)’ın Veda Hutbesi ilk insan hakları beyannamesi olarak önemlidir. İslami devletler tarafından gittikçe olgunlaştırılıp geliştirilen insan haklarının batı için, gelişmesi ancak 18. ve 19. yüzyıllarda (13 asır sonra) olmuştur.

Hutbenin Toplum Hayatına Getirdiği Prensipler:

Veda Hutbesi’nde Resulullah (sav)’ın başlıca şu noktalara temas ettiği görülür:

Her işte daima Allah (cc)’a hamd-ü sena etmek gerekir.

Nefis, insanı her zaman şerre yöneltmek ister. Bu sebepler nefislerin şerrinden Allah (cc)’a sığınmak gerekir.

Can, mal ve ırz kutsaldır. Yaşama hakkı tabii bir haktır. Irz, şeref, haysiyet, hürriyet ve mülkiyet saldırıdan korunmuş haklardır.

Cahiliye gelenekleri kaldırılmıştır. İnsanlar alışageldikleri şeyleri körü körüne yapmaktan vazgeçmelidir.

Faiz haramdır.

Kan davası gütmek haramdır.

Emanetler yerlerine verilmelidir. Emanete hıyanet edilmemelidir.

Küçük büyük, önemli-önemsiz her işte şeytana uymaktan sakınmalıdır.

Kadınların ve erkeklerin karşılıklı hak, vazife ve sorumlulukları vardır.

Hem kadın hem de erkekler zinadan şiddetle kaçacaklardır.

Köle ve hizmetçilere iyi davranılacaktır.

Bütün Müslümanlar kardeştir. Her türlü sınıf farkları ve ayrıcalıklar kaldırılmıştır. Üstünlük fazilet iledir.

Zulümden sakınmak gerekir, halkın malı haksız yere yenemez, birine ait bir şey sahibinin izni olmadıkça başkası için helal olmaz.

Müslümanlar birbirleriyle savaşmaktan sakınacaklardır.

Allah’ın kitabına ve Resulullah (sav)’ın sünnetine uyanlar asla sapıklığa düşmezler.

İslam sadeliğinden ayrılmamak, aşırılıklara sapmamak gerekir.

Hak Teala’ya ibadet olunacak; beş vakit namaz kılınacak, oruç ayında oruç tutulacak, Resulullah (sav)’ın tavsiyelerine uyulacaktır. Bunları hakkıyla yerine getirenlerin mükafatı Allah’ın izniyle cennettir.

Yorum Yazmak İster misiniz...