Hz.Eyüp ve Sabır

| 01 Mart 2012 Yorum Yok

Aziz Mü’minler!

Allah’ın insana yüklediği bütün ibadetler, karşılaştığı musibetler, dünyevî sıkıntıların hepsi bir imtihan gereğidir. Bu imtihanı geçmenin en güzel yolu ise sabırdır. Nitekim bu husus Kur’an’da açıkça beyan edilmektedir: “Andolsun ki biz, korku, açlık, mallardan, nefislerden ve ürünlerden bir miktar eksiltme ile sizi imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.”(1) Sabır, insanı türlü sıkıntılardan koruyan bir kalkandır. İnsana dünyayı zindan eden acı ve ümitsizliklerin tek ilacı sabırdır. Hak yolunda yürümek, bu yürüyüş esnasında karşılaşılan sıkıntı ve meşakkatler hep sabrı gerektirir. İlme ve ibadetlere devam etmek, hastalık ve ölüm gibi tabii afetleri olgunlukla karşılamak ve güzel amellerin meşakkatlerine tahammül etmek birer sabırdır. Sabır aynı zamanda şeytanın ve nefsin yönlendirme ve telkinlerine, Allah’a ibadeti terk etmeye yönelik tavsiyelerine karşı direnmek anlamına da gelir. Başka bir ifadeyle Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından sakınma konusunda ısrarlı olmak da sabırdır. Sıkıntıyla dolu dünya ile baş edebilmek için bize verilen sabır, Allah’ın kullarına bahşettiği en hayırlı nimetlerden birisidir. Bu hususu Hz. Peygamber (s.a.s.), “Bir kimseye sabırdan daha bol ve daha hayırlı nimet verilmemiştir.”(2) sözüyle ifade buyururlar.

Değerli Mü’minler!

Bela ve sıkıntılara sabretmek, aynı zamanda Allah’ın hükmünü kabul etmek ve ona gönülden teslim olmak demektir. Böyle durumlarda sabırsızlık, Allah’ın hükmüne karşı çıkmak O’na şikâyet etmek anlamına gelir. Başına gelen bir acı veya musibetten sonra, “Ben ne yaptım ki, Allah

bana bu musibeti verdi?”, “Allah’ım bu belayı verecek benden başka kimse bulamadın mı?”gibi sözler gerçek bir müminin dilinde yer bulmamalıdır. Müminler güzel bir sabırla ve Allahın rızasını isteyerek sabrederler. Çünkü maddi veya manevi herhangi bir zorluk ya da sıkıntıyla karşılaşan bir mümin, bu durumun kendisinin denenmesi için Allah tarafından yaratıldığını bilir ve olabilecek en güzel tavrı sergileyerek, ahlakıyla kendisini Allaha sevdirmeye ve onun dostluğunu kazanmaya çalışır.

Aziz Mü’minler!

Nitekim Allah müminlere her konuda olduğu gibi bu konuda da peygamberlerini örnek kılmış, onların yaşamları boyunca yaşadıkları çetin sıkıntılar karşısında nasıl sabrettiklerini ve olgunluk gösterdiklerini Kur’an’da müminlere anlatarak öğretmiştir. Örneğin Hz. Eyüp (a.s) sabrı ile Allahın razı olduğu mübarek bir kuldur.
Hz. Eyüp kendisine dokunan büyük bir acı ve ağır bir hastalık karşısında Allahtan yardım dilemiş ve Onu yücelterek merhametine sığınmıştır. Allah ayette onun teslimiyetini ve samimiyetini yansıtan duasını şöyle bildirir: “Eyüb’u da hatırla. hani o Rabbine şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.” diye niyaz etmişti. Biz de onun duasını kabul edip kendisinde dert namına ne varsa gidermiştik. Tarafımızdan bir rahmet ve kullukta bulunanlar için de bir ibret olmak üzere ona ailesini ve onlarla beraber bir mislini daha vermiştik.”(3)
Ve Allah Hz. Eyüb’ü bu dertten kurtarmış ve ona rahmetini bağışlamıştır.
Dinimizde tavsiye edilen sabır, bir musibete katlanmak, tahammül etmek, başa gelene karşı endişelenmeden ve ümitsizliğe düşmeden sükûnetle beklemektir. Yoksa yapılan haksızlıklara sessiz kalmak, her kötülüğe seyirci kalmak, zillete boyun eğmek, batıla ve fenalığa teslim olmak sabır değil, mesuliyetten kaçmaktır. Sabır, geri çekilme ve pasif bir davranış değildir. Öyleyse mümin samimiyetle ilk önce Allah’tan kendisine sabır ihsan etmesini isteyecek ve sabır silahıyla her türlü sıkıntıyla mücadele edecektir. Çünkü sabreden zafere ulaşır. Allah sabredenlerin yardımcısıdır.



Yorum Yapın