Değerli mü’minler
Biz insanı yarattık ve onu deneyeceğiz.” buyuran Allah teala, yarattığı insan için imtihan alanı olarak dünyayı seçmiştir. Ancak insanı dünyada kendi haline bırakmamış, insanın dünya ve ahiret hayatına yön verecek, onun yolunu, yönünü aydınlatıp ona yardımcı olacak rehber ve kılavuzlar göndermiştir.
İnsanlık dünyada var olduğu günden itibaren, insanlara yaratılış hikmetini hatırlatmak ve onlara asli görevlerini bildirmek için birçok peygamber ve kitap gönderen Allah teala, son olarak Hz. Muhammed (sav)’i ve Kuran-ı Kerim’i göndermiştir.
Kur’an-ı Kerim, Allah tarafından insanlık için gönderilmiş son uyarı ve son çağrının adıdır. Kur’an, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimizin elinde, insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için indirilen (İbrahim: 1) Bir (nur) ışık, muttakiler için rehber (Bakara: 2), Hakkı batıldan ayıran Furkan (Bakara: 185), Âkif’in ifadesiyle “beşerin derdine derman”dır.
Allah Teala insanı yarattığını, ona Kur’an’ı ve beyanı öğrettiğini (Rahman:1-4) ifade ederken, insanın yaratılışının Kur’an’ı öğrenmek ve anlamakla ne kadar iç içe olduğunu ve Kur’an’ın, hayatın tamamını kuşatan, insanların gönlünü ve ufkunu aydınlatan bir ışık (nur) olduğunu ortaya koymaktadır.
Kur’an, İnsanlığın içine düştüğü cehaletin tahammül edilemez dereceye ulaştığı bir dönemde İnsanlığı nura kavuşturacak bir hayat rehberi olarak “Oku!” (Alak: 1) emriyle inmeye başlamıştır. Kur’an; “Oku!” emrinin muhatapları tarafından okunmaya, anlaşılmaya ve yaşanmaya başlanmış, cahilî anlayış ve hayat tarzının yüreklerde oluşturduğu kir ve pası engin mesajlarıyla temizlemiştir. (Diyanet Dergisi, Haziran 2011)
Değerli Mü’minler!
Bizler Kur’an-ı Kerimi anlamak ve hayatımıza aktarmak için yine Kur’an’ın ilk muhatabına bakmak durumundayız. Kuran’ın ilk muhatabı Hz. Muhammed Mustafa (sav)’dır. Onun hayatında Kur’an hayat bulmuş, ilahi olan vahiy onun şahsında yaşanmıştır.
Kısaca; Onun hayatı Muhammed İKBAL’in ifadesiyle; “Kur’an bir insan suretinde indirilecek olsaydı, bu ancak Hz. Muhammed olurdu.” dedirtecek kadar Kur’an’la hem-dem olmuş bir hayattır.
Her Müslüman hayatı boyunca Kur’an’la ilgili ve irtibatlı olmak durumundadır. Bu ise; ancak onu okumak, anlamak ve yaşamakla mümkün olacaktır. Onun için bu konudaki azim ve gayretimizi her zaman canlı ve zinde tutmak; ayrıca bunu sadece kendimizle sınırlamamak ve başkalarının da Kur’an’ın nurundan faydalanmasına vesile olmak adına her birimiz birer gönül eri olarak çalışmak durumundayız.
Özellikle çocuklarımızın Kur’an eğitimini zamanında almaları, yarınlarımızı kendilerine emanet edeceğimiz yavrularımızın gözlerinin, gönüllerinin ve zihinlerinin Kur’an nuruyla aydınlanması; ülkesini, milletini seven bilinçli, ahlaklı ve erdemli birer insan olarak yetişmeleri anne-babalar başta olmak üzere hepimizin sorumluluğu olmalıdır. Çünkü çocuklarımız için bırakacağımız en büyük miras bu olacaktır.
Değerli Mü’minler!
Kur’an;“İnandım demekle sorumluluktan kurtulamayacağımızı” beyan ederken birçok ayet-i kerimede ise, iman ve ameli peş-peşe zikrederek Kuran’ın hayata aktarılmasını ve kurtuluş için inancın aksiyona dönüşmesini istemektedir.
O zaman bizim yaşantımızda Kur’an’ın yeri neresidir, Kuran ile irtibatımız nasıldır? Gelin bunun cevabını dava adamı Mehmet AKİF’ ten alalım.
Mehmet AKİF “Ya açar bakarız nazm-ı celilin yaprağına, yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına…! İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin! Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!” diyerek çağının ve günümüz müslümanının Kur’an-ı kerim’e yaklaşımını dile getiriyor.
Hutbemizi konumuzu özetleyen şu sözle bitirelim: “Kur’an’ı okumayan onu terk etmiştir. Kur’an’ı okuduğu halde anlamını düşünmeyen onu terk etmiştir. Kur’an’ı okuyup anlamını düşünse de muhtevası ile amel etmeyen onu (yine) terk etmiştir.” (Diyanet Dergisi, Nisan 2010)
“ Kuran’ı Okumak, Anlamak ve Yaşamak” hutbesini buradan indirebilirsiniz.


