Kudüs’de bulunan ağlama duvarı günümüz yahudilerince kutsal sayılan büyük tapınağın ayakta kalan batı duvarıdır.Batı duvarı adıylada anılır.
Süleyman tarafından Kudüs’de yaptırılan ve M.Ö. 588 yılında Babilliler tarafından yıkılan Birinci Tapınağın yerine, Yahudiler M.Ö. 537 yılında Babil’i yıkan Persliler’in izniyle 2. Tapınağı yaparlar. Bu tapınak da M.S. 70 yılında Romalılar tarafından yıkılır ve içindeki değerli eşyalar yağmalanarak Roma’ya taşınır. Bu ikinci tapınağın batı duvarı sağlam kalır ve Yahudilerce kutsal kabul edilir. Batı duvarı, Yahudilerin Beit ha-Miktaş (Beytülmakdis) dedikleri mabedden günümüze kalan ve kutsal kabul edilen duvardır.
Tapınağın inşasına ilk defa Süleyman tarafından saltanatının dördüncü yılında başlanmış ve yedi yıl altı ayda (yaklaşık M.Ö. 967 veya 953) tamamlanmıştır. Babillilerin Kudüs’ü işgali sırasında (M.Ö. 587 veya 586) yağmalanan ve yakılan mabed M.Ö. 537–515 yılları arasında yeniden yapılmıştır. Bu ikinci yapıya Zorobabel Mabedi de denilmektedir Mabed, Kral Hirodes’in M.Ö. 20 yılında başlattığı çalışma ile eski ölçüleri daha da genişletilerek yeniden yaptırılmışsa da M.S. 70 yılında Kudüs’ün Romalılar tarafından kuşatılması sırasında tekrar yakılıp yıkılmıştır. Ağlama duvarı, Hirodes’in yaptırdığı mabedin çevresini kuşatan duvarın bir kısmıdır ve Kudüs’ün doğu kesiminde, Kubbet-üs-Sahra’nın da bulunduğu Harem-i Şerif’in batı tarafında Tyropean vadisinin kayalık tabanı üzerinde yer alır. Yahudilerin ha-Kotel ha-Ma’aravi (Türkçe: batı duvarı) dedikleri bu duvar, batı literatüründe Hıristiyanlığın tesiriyle Ağlama Duvarı olarak adlandırılmıştır.
On iki kabileye ayrılmış olan İsrailoğulları Süleyman vefatından sonra iki devlete ayrıldılar. On kabile İsrail devletini, diğer iki kabile ise Yehuda devletini kurdular. İsrail devleti M.Ö. 721′de Asurlular, Yehuda Devleti de M.Ö. 586′da Babil’liler tarafından yıkıldı. Asurluler, Babil Devletini işgal etti. M.Ö. 587′de Asur Hükümdarı Buhtunnasır Kudüs’ü yakıp, yıktı. Yahudilerin çoğunu öldürdü, kalanlarını da Babil’e sürdü. İran hükümdarı Şireveyh, Asurluları yenince Yahudilerin tekrar Kudüs’e dönmelerine izin verdi. Yahudiler M.Ö. 520 senesinden sonra tapınağı yeniden inşa ettiler. Önce Perslerin, sonra da Makedonyalıların idaresi altında yaşadılar. M.Ö. 63 senesinde Kudüs, Romalı kumandan Pompey tarafından işgal edildi. Pompey de Yahudileri dağıttı, şehri ve tapınağı yıktı. Böylece Yahudiler, Roma İmparatorluğu’nun hâkimiyetine girdiler. M.Ö. 20 senesinde Romalıların Filistin’deki Yahudi Valisi Herod, tapınağı eski ölçüleri daha da genişleterek yeniden yaptırdı. Yahudiler daha sonra Roma hâkimiyetine isyan ettiler.M.Ö. 70 yılında Romalı kumandan Titüs, Kudüs’ü tamamen yıktı. Beyt-i Mukaddes de yandı ve sadece batı duvarı kaldı. Sonra Titüs’ün yaptırdığı ve 120 yılındaki tamiratta bu duvarın aynen kaldığı kabul edilir. Ağlama Duvarı, M.S. 1. yüzyıldan itibaren Yahudiler tarafından kutsal kabul edilmeye başlandı. Bu duvar yüzyıllarca Yahudilerdeki milli ve dini şuuru ayakta tutmuştur. Yahudilerin inanışına göre, “Bu duvar yıkılmayacak ve Rab, mabedin batı duvarını asla terk etmeyecektir.”
Ağlama duvarı yaklaşık 485 m. uzunluğundadır. Toprak seviyesinin üstünde yirmi dört büyük taş sırası ile yer altında kalan on dokuztaş sırasından oluşur. Yüksekliği toprak seviyesinden itibaren 18 m. olup 6 metresi mabed alanının seviyesini aşmaktadır. Taşlardan bazılarının uzunluğu 12. yüksekliği 1 m. ağırlığı ise 100 tondan fazladır. Altı Gün Savaşı’na kadar (1967) çevresindeki yapılar sebebiyle sadece 30 metrelik kısmı ibadet için kullanılmaktaydı. Bugünkü haliyle duvarın en üstünde bulunan on bir sıra, İslami dönemden kalmadır. Geri kalan kısım ise Süleyman döneminden kalma olmayıp Hirodes dönemi mimari özelliklerini taşımaktadır. Mabet yerine daha sonra Müslümanlar tarafından Mescid-i Aksa inşa edilmiştir. Yahudiler bu duvarın önünde Mabedin durumu için ağıt yakarlar ve en kısa zamanda yeniden inşa edilmesi için Tanrı’ya yakarırlar. Tevrat tefsirlerine göre bu duvar yıkılmayacak ve Rab mabedin batı duvarını asla terk etmeyecekti.
VII. asra kadar Yahudilerin Kudüs’e girmeleri yasaklanmıştı. Müslümanların idaresindeki Kudüs’te, muhtemelen tapınak alanında veya batı duvarındaki bir kapının yanında Yahudilerin bir sinagogları vardı ve bu sinagog, Kudüs’ün Haçlılar tarafından zapt edildiği zamana kadar (1099) ayakta kalmıştı. 1173 yılında Kudüs’e uğrayan Benjamin de Tudele, bütün Yahudilerin dua için Ağlama Duvarına geldiklerini nakleder. Osmanlıların Kudüs’ü fethetmelerinden ve İspanya’dan kovulan Yahudilerin Kudüs’e göçme veya burayı ziyaret etme imkânının doğmasından sonra, 1520′lere doğru, Ağlama Duvarı Yahudiler için sürekli bir dua yeri haline gelmiştir. Başta İspanya olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinden kovulan Yahudilere kucak açıp onları himaye eden Osmanlı Devleti, bu duvarı birkaç defa onarmış ve tamamen yıkılmaktan kurtarmıştır.Yahudiler, Osmanlı himayesinde yüzlerce yıl bu duvar önünde, yüzleri bu duvara dönük olarak durup dua etmişler, emellerinin tahakkuku için gözyaşı dökmüşlerdir. XVI. yüzyıldan sonraki seyyahlar eserlerinde Ağlama Duvarından çokça bahsederler. Bu bilgilere göre, her gün ve bilhassa Av ayının 9′unda Hamursuz Bayramı ve Yom Kippur gibi dini günlerde, burası ibadet eden Yahudilerle dolup taşmaktaydı. Bölgede Yahudi nüfusunun artmasından sonra Yahudiler Ağlama Duvarı önüne sıralar, masalar koymak ve o bölgedeki evleri yıkmak istemişlerse de Müslümanlar buna engel olmuşlardır. 1929′da Ağlama Duvarı sebebiyle yine Müslümanlarla Yahudiler arasında olaylar çıkmış.Milletler Cemiyeti tarafından kurulan bir heyet, duvarın Müslümanların mülkiyetinde olduğuna, Yahudilerin ise orada dua edebileceklerine karar vermiştir. 1948’de Kudüs’ün doğu kesiminin Ürdün tarafından işgal edilmesinden sonra ise Yahudilerin bu duvarı ziyaret etmeleri yasaklanmıştır. Altı Gün Savaşı’nın üçüncü gününde (7 Haziran 1967), Ağlama Duvarı’nın da bulunduğu Kudüs’ün doğu yakasının İsrail’in eline geçmesi üzerine, asker sivil bütün Yahudiler duvarın önünde bu hadiseyi büyük bir coşku ile kutlamışlar, 2000 yıllık İsrail rüyasının gerçekleştiğini ilan etmişlerdir. Daha sonra ise duvarın bulunduğu bölgedeki mahalle yıkılarak geniş bir alan açılmıştır. Yahudiler bu duvarı Süleyman Mabedi’nden bir kalıntı kabul ettikleri için kutsal bir mekân sayarlar. Mabedin yıkılış yıl dönümü başta olmak üzere çeşitli vesilelerle duvar önünde ibadet ederler. Kudüs’ün ve Süleyman Mabedi’nin yıkılışını, şehir ve mabedden uzak kalışlarını yâd ederek mabedin Süleyman tarafından yaptırıldığı gibi yeniden inşasını arzular ve bunun için dua ederler.


